sayfa içeriği
    • www.askerihukuk.net
    • Türk Askeri hukuku ile ilgili konularda bilgi sunumu
    • www.askerihukuk.net
    • Türk Askeri Hukuku ile ilgili hususlarda bilgi sunumu
BÖLÜMLER
Saat
Döviz Bilgileri
AlışSatış
Dolar5.53595.5581
Euro6.13716.1617
Üyelik Girişi
Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi5
Bugün Toplam26
Toplam Ziyaret1081100
Resimli özlü sözler

Hava Durumu
Anlık
Yarın
30° 32° 23°
Takvim
Açılış sayfan yap - ekle

 

Açılış Sayfam Yap

 Sık Kullanılanlara

Ekle


****

"Sivil memur hukuku" facebook grubuna katılın..

****

"Uzman Erbaş Hukuku" facebook grubuna katılın..

***

"Sözleşmeli Erbaş ve Er Hukuku"
facebook  grubuna katılın..

Sitemizi ziyaret eden TSK.da görevli sivil memurlar, uzman erbaşlar ile sözleşmeli erbaş ve erler, Facebookta yer alan ve hukuki konularda bilgi alışverişinde bulunabileceğiniz grubunuza katılın.
HABER BAŞLIKLARI

AKSOY (EROĞLU) - TÜRKİYE DAVASI (Başvuru no: 59741/00)

AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ

AKSOY (EROĞLU) - TÜRKİYE DAVASI
(Başvuru no: 59741/00)


KARARIN ÖZET ÇEVİRİSİ

STRAZBURG

31 Ekim 2006

İşbu karar Sözleşme’nin 44 § 2. maddesinde belirtilen koşullar çerçevesinde kesinleşecek olup şekli bazı düzeltmelere tabi tutulabilir.
AVRUPA
KONSEYİ
CONSEIL DE
L'EUROPE 2
Türkiye Cumhuriyeti aleyhine açılan ve (59741/00) başvuru no’lu davanın nedeni bu ülke vatandaşı Şenay Aksoy Eroğlu’nun (başvuran) 19 Haziran 2000 tarihinde Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (AİHS) 34. maddesi uyarınca yapmış olduğu başvurudur.
Başvuran, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) önünde Ankara Barosu
avukatlarından B. Çiçekli tarafından temsil edilmektedir.
OLAYLAR
1968 doğumlu başvuran, Ankara’da ikamet etmektedir.
1990 yılında, başvuran, ordunun hizmetinde çalışan sivil memur statüsüyle Gülhane Askeri Tıp Akademisi’nde hemşire olarak görevlendirilmiştir.
14 Nisan 1999 tarihinde, Milli Savunma Bakanlığı Yüksek Disiplin Kurulu, yasadışı bir örgütün sempatizanı olarak ve siyasi faaliyetler yürüterek kurumunun düzenini bozduğu gerekçesiyle, başvuranı memuriyetten çıkarma kararı vermiştir.
9 Temmuz 1999 tarihinde Askeri Yüksek İdare Mahkemesi’ne (Yüksek Mahkeme) müracaat eden başvuran, bu kararın iptali ve işten çıkarılmasına yönelik alınan tedbirlerin askıya alınması isteminde bulunmuştur. Başvurana göre, kendisine isnat edilen fiiller, “aklanmasını” sağlayacak cezai yargılamayı gerektirmektedir. Başvuran, hizmette bulunduğu on bir yıl boyunca aleyhinde hiçbir soruşturma yapılmadığına dikkat çekmiştir. Aleyhindeki suçlamaları reddeden başvuran, ne Alevi ne ateist ne de Kürt kökenli olduğunu belirtmiştir.
Başvuran, yasadışı örgüt ya da bir siyasi parti adına yasadışı faaliyetlerde bulunduğu iddiasını da kabul etmemiştir. Ayrıca başvuran, sol görüşlü siyasi gazete olan Evrensel’ i değil merkez sol görüşlü gazete olan Cumhuriyet’i okuduğunu ifade etmiştir ve suçlamaların hiçbir somut kanıta dayanmadığını iddia etmiştir. Son olarak, sözkonusu kitapları okuduğunu inkar ederek
her bireyin mahkemelerce yasaklanmamış olan bütün eserleri okumakta özgür olduğunu, böylesi yasakları getiren bir düzenin tek partili ve sansürlü döneme geri dönüş anlamına geleceğini; böyle bir uygulamanın AİHS’ye ve uluslararası anlaşmalara aykırı olacağını belirtmiştir.
Milli Savunma Bakanlığı, 20 Ağustos 1999 tarihli cevabi görüşlerinde, başvuranın işten çıkarılmasının, titiz bir soruşturmaya dayandığını ve buna ilişkin belgelerin, Askeri Yüksek İdare Mahkemesi’ne ilişkin 1602 sayılı Kanun’un 52. maddesine uygun olarak, kapalı zarf usulüyle mahkemeye sunulduğunu ileri sürmüştür. Milli Savunma Bakanlığı, başvuranın fikir ya da görüşlerinden dolayı değil, düşüncelerinin propagandasını yaptığından ve çalıştığı kurumun düzenini bozduğundan dolayı işten çıkarıldığını açıklamıştır. Kamu hizmetinin düzgün bir şekilde işleyişini sağlamak amacı taşıdığından, disiplin cezasının Türk Ceza Kanunu uyarınca verilen cezalardan farklı olduğunun altını çizmektedir.
Yüksek Mahkeme 22 Temmuz 1999 tarihinde, başvuranın işten çıkarılmasına yönelik önlemlerin askıya alınması talebini reddetmiştir.
Başvuran, 7 Eylül 1999 tarihinde, yanıt olarak kendi savunmasını vermiştir. Başvuran, işten çıkarılmasının dayandırıldığı belgelerin ve sicil dosyasının 1602 sayılı Kanun’un 52. maddesi gereğince kendisine tebliğ edilmediğini açıklamış, bu hükmün, AİHS’ ye uygun olup olmadığının Anayasa Mahkemesi tarafından incelenmesini talep etmiştir. 20 Eylül 1999 tarihinde, başvuran, 28 Ağustos 1999 tarihli ve 4455 sayılı Memurların Disiplin Cezalarının Affı Kanun’un hükümleri gereğince, yeniden göreve alınması yönünde Milli Savunma Bakanlığı’na talepte bulunmuştur. 17 Kasım 1999 tarihinde, Genelkurmay
Başkanlığı, Kanun’un kendisi için uygulanabilir olmadığı gerekçesiyle başvuranın talebini reddetmiştir.
1 Şubat 2000 tarihinde, Askeri Yüksek İdare Mahkemesi başvuranın işten çıkarılma kararının iptal edilmesi talebini reddetmiştir. Askeri Yüksek İdare Mahkemesi verdiği kararda, “gizli” damgalı bir zarf içinde sunulan bilgi ve belgelerden ve idari soruşturma çerçevesinde elde edilen ifadelerden, başvuranın görevi sırasında ideolojik ve siyasi faaliyetler yürüttüğünün ve çalışma yerinde düzeni bozduğunun ortaya çıktığına, dolayısıyla
işten çıkarılmasının kanuna uygun olduğuna kanaat getirmiştir. Askeri Yüksek İdare Mahkemesi’ne ilişkin Kanun’un 52 § 3. maddesinin Anayasa Mahkemesi tarafından incelenmesi yönündeki taleple ilgili olarak, davanın konusunu genişletmek amacı güttüğü gerekçesiyle bu talep reddedilmiştir.
Hükümet 14 Mart 2006 tarihinde, başvuran hakkında yürütülen soruşturma dosyasını AİHM’ye iletmiştir. Dosya «komutanın görüşü», «olayların raporu» ve altı «ifade tutanağı» gibi belgeleri içermektedir. «Olayların raporuna» göre başvuran ile aynı birimde çalışmaktayken, PKK’ya karşı Alanya’da (Antalya) yürütülen operasyon sırasında bir hemşirenin [ismi silinmiştir] yakalanmasının ardından soruşturma başlatılması kararı alınmıştır. Özellikle bu soruşturma kapsamında dinlenilen altı hemşire [isimleri silinmiştir]
başvuranın alevi, solcu ve ateist olduğunu; genç hemşireler arasında bu ideolojinin propagandasını yaptığını, HADEP için oy kullandığını; Cumhuriyet ve Evrensel gazetelerini okuduğunu; alevi olduğunu söyleyerek ve Sivas olaylarına değinerek Hükümet’i eleştirdiğini; insan hakları bahanesiyle bu ideolojinin faaliyetlerini sürdürdüğünü; güvenlik güçlerinin güneydoğu bölgesindeki tutumunu eleştirir kitaplar okuduğunu ve insan haklarının
savunulması iddiasıyla PKK’nın propagandasını yaptığını; dini inançlarının son derece zayıf olduğunu; çok eşliliği nedeniyle Peygamberi cinsel saplantılı olarak gördüğünü; 1 Mayıs kutlamasına övgüler yağdırdığını ve solcu bir grupla birlikte konsere gittiğini belirtmiştir.
Başvuran hakkında yapılan suçlamaları inkâr etmiştir. Başvuran ateist olduğunu kabul etmiş fakat Alevi olmadığını belirtmiştir. Gazeteleri okurken herhangi bir ayrım gözetmediğini, yalnızca sağlık çalışanları tarafından düzenlenen bir gösteriye katıldığını belirtmiştir. Aynı şekilde, başvuranın kişisel dosyasında daha önce ceza aldığına dair hiçbir ibare yer almamaktadır.
HUKUK AÇISINDAN
I. AİHS’NİN 6 § 1. MADDESİ’NİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
Başvuran, dosyada bulunan ve Askeri Yüksek İdare Mahkemesi’nin kararının temelini oluşturan belgelerin iletilmesindeki noksanlığın taraflar arsındaki dengeyi bozduğunu ileri sürmektedir. Başvurana göre, silahların eşitliği ilkesi ihlal edilmiştir. Başvuran, bu noktada AİHS’nin 6 § 1 maddesinin ihlal edildiğini öne sürmektedir.
Hükümet bu konuda görüş bildirmemektedir.
1. İlgili ilkeler
4
Her hukuk ve ceza davasının, usule ilişkin yönleri de dahil vicahi bir nitelik taşıması ve de taraflar arasında silahların eşitliğini garanti altına alması gerekir. Bu, adil yargılanma hakkının temel unsurlarından birini teşkil etmektedir.
Vicahilik ilkesi uyarınca yargılanma hakkı, taraflar için, karşı tarafın oluşturduğu
görüşlerden veya sunduğu kanıtlardan haberdar olma ve bunlar üzerinde tartışabilme olanağını içermektedir (Bkz, diğerleri arasında, hukuki usule ilişkin olarak: Vermeulen-Belçika, 20 Şubat 1996 tarihli karar, Derleme Kararlar ve Hükümler, Lobo Machado- Portekiz, 20 Şubat 1996 tarihli karar, Nideröst-Huber-İsviçre, 18 Şubat 1997 tarihli karar, Kress-Fransa, 39594/98 no’lu karar, Yvon-Fransa, 44962/98 no’lu karar ve Prikyan ve Angelova-Bulgaristan, 44624/98 no’lu, 16 Şubat 2006 tarihli karar; cezai usüle ilişkin olarak: Brandstetter-Avusturya, 28 Ağustos 1991 tarihli karar, Fitt-İngiltere, 29777/96 no’lu karar, ve Jasper-İngiltere, 27052/95 no’lu, 16 Şubat 2000 tarihli karar).
Bu prensip, tarafların sunduğu görüşler ve belgeler için geçerli olduğu gibi Hükümet komiseri gibi bağımsız bir memur (Kress, ve, APBP-Fransa, 38436/97 no’lu, 21 Mart 2002 tarihli karar), bir idare (Krčmář ve diğerleri-Çek Cumhuriyeti, 35376/97 no’lu 3 Mart 2000 tarihli karar) veya sözkonusu kararı veren mahkeme tarafından sunulan görüşler ve belgeler için de geçerlidir (Nideröst-Huber).
AİHS’nin 6 § 1. maddesinin hepsinden evvel tarafların çıkarlarını ve adaletin iyi
işleyişinin korunmasını amaçladığının altını çizmek gerekir (Bkz. mutatis mutandis, Acquaviva-Fransa, 21 Kasım 1995 tarihli karar), bir belgenin kendileri tarafından yorumlanması gerektiği kanaatinde oldukları zaman, bunu ifade etme imkanı taraflara sağlanmalıdır. Özellikle, yargıya tabi kişilerin adaletin işleyişine güvenmesi buna bağlıdır:
sözkonusu güvence, diğerleri arasında, dosyadaki her belge hakkında görüş bildirebilme güvencesine dayanmaktadır (Bkz. Nideröst-Huber, ve F.R.-İsviçre, 37392/97, 28 Haziran 2001 tarihli karar).
Diğer yandan, hakimin kendisi de, özellikle bir itirazı reddettiği veya re’sen ele alınan bir gerekçeye dayanarak bir uyuşmazlığı çözdüğü zaman vicahilik ilkesine uymak zorundadır (Skondrianos-Yunanistan, 63000/00, 74291/01 ve 74292/01 no’lu, 18 Aralık 2003 tarihli kararlar, ve Clinique des Acacias ve diğerleri-Fransa, 65399/01, 65406/01, 65405/01 ve 65407/01 no’lu, 13 Ekim 2005 tarihli kararlar).
2. Bu ilkelerin uygulanması
Mevcut halde, bir disiplin soruşturmasının ardından, askeri bir hastanede sivil hemşire olarak çalışan başvuran görevinden alınmıştır. İlgili tarafından yapılan iptal başvurusu, Askeri Yüksek İdare Mahkemesi tarafından reddedilmiştir.
Bununla birlikte, 20 Ağustos 1999 tarihli cevaben vermiş olduğu savunmalarında Milli Savunma Bakanlığı, 1602 sayılı Kanun’un 52. maddesine uygun olarak idari soruşturma dosyasını Yüksek Mahkeme’ye gizlilik kaydı ile iletmiştir. Yüksek Mahkeme’nin kararından, başvuranın talebinin Milli Savunma Bakanlığı tarafından «gizli» damgalı bir zarfın içine konulmuş bilgi ve belgelere ve idari soruşturma kapsamında elde edilen ifadelere dayanılarak
reddedildiği ortaya çıkmaktadır.
Başvuran, soruşturma sırasında savunma hakkına saygı gösterilememesine itiraz etmiş ancak bu itirazı sonuçsuz kalmıştır. AİHM, bir ceza yargılama usulü kapsamında, ilgili kanıtların açığa vurulması hakkının mutlak olmadığının dile getirildiğini hatırlatmaktadır. Bir ceza davasında, sanığın haklarıyla
dengelenmesi gereken, milli güvenlik nedeniyle veya misilleme riski altında olan şahitleri koruma veya soruşturma metotlarını gizli tutma gerekliliği gibi çekişen menfaatler olabilir.
Bazı hallerde, başka bir bireyin temel haklarını saklı tutmak veya önemli bir kamu yararını korumak için bazı kanıtları savunmanın bilgisine sunmamak gerekebilir. Bununla birlikte, AİHS’nin 6 § 1 maddesi uyarınca, yalnızca, savunma haklarını sınırlayan mutlak gerekli önlemler meşrudur (Van Mechelen ve diğerleri-Hollanda, 23 Nisan 1997 tarihli karar).
Üstelik sanığa adil bir yargılanma garanti edilmek isteniliyorsa, haklarının sınırlanmasıyla savunmaya çıkarılan her zorluk hukuki makamların önünde izlenen yargılama usulüyle yeterince telafi edilmelidir (Doorson-Hollanda, 26 Mart 1996 tarihli karar, Van Mechelen ve diğerleri, Fitt, ve Jasper). AİHM’ye göre, bu tür ilkelerin, özellikle davada kazanılmak istenilen şey ışığında başvuran açısından -ağır disiplin suçlarına dayalı görevden alma-
hususuna uygulanması gerekir (Bkz. mutatis mutandis, Fitt).
Hükümet’in, başvuranın görevden alınmasına ilişkin idari yargılama usulü sırasındaki soruşturma dosyasının açığa çıkarılmamasını haklı gösterecek hiçbir argümanı sunmadığını not etmek gerekir. Zaten, bu dosya, milli güvenliğe veya misilleme riski altındaki tanıkları korumaya veya soruşturma metotlarını gizli tutma gerekliliğine bağlı zorunluluklarla bu yönde bir uygulamayı haklı çıkarabilecek hiçbir unsuru içermemektedir. Öte yandan, bu uygulamada, vicahilik ilkesinin ve silahların eşitliği ilkesinin gereklerini yerine getirmek için
başvuranın çıkarlarını korumaya uygun garantiler bulunuyor görünmemektedir. (Bkz. mutatis mutandis, Fitt, ve Jasper). Gerçekten de, sözkonusu karar sadece “gizli” olarak nitelendirilmiş soruşturma dosyasına dayalı olarak alınmıştır.
Savunma Bakanlığı tarafından iletilen belge ve bilgilerin davanın sonucu hakkında temel bir önemi olduğuna şüphe yoktur. Fakat, ilgilinin yargılama usulünde kazanmayı umduğu şey ve soruşturma dosyasındaki belge ve bilgilerin niteliği dikkate alındığında, başvuranın Yüksek Mahkeme’nin kararını vermesinden önce bunlara yanıt vermesinin olanaksızlığı onun adil yargılanma hakkını hiçe saymıştır (J.J.-Hollanda, 27 Mart 1998 kararı).
Sonuç itibariyle, AİHS’nin 6 § 1 maddesi bakımından adil yargılanma hakkının temel unsurlarından biri olan vicahilik ilkesine ve taraflar arasındaki silahların eşitliği garantisine riayet etme başvuranın Milli Savunma Bakanlığı’nın sunmuş olduğu bilgiler hakkında yorumda bulunma olanağını gerektirmekteydi. Oysa 1602 sayılı Kanun’un 52. maddesi uyarınca dosyanın açığa çıkmasını reddetmek için bu imkân başvurana verilmemiştir.
AİHM, AİHS’nin 6 § 1. maddesinin ihlal edildiği sonucuna varmıştır.
II. AİHS’NİN 10. MADDESİ’NİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
Başvuran, görevden alınmasının kişisel, siyasi inançlarına ve bazı yasal faaliyetlere dayandığı gerekçesiyle, AİHS’nin 10. maddesinin ihlalini oluşturduğundan yakınmaktadır.
Hükümet, askeri bir kurumu tercih etmekle başvuranın, en başından böyle bir yapıyı düzenleyen kurallara uymayı kabul ettiğini belirtmektedir. Hükümet, AİHM’nin bu konudaki yerleşik içtihadına dayalı olarak, ilgilinin özel bir güven ve liyakat bağıyla Devlete bağlı olduğunu savunmakta, kurum bünyesinde ve dışında sözkonusu faaliyetleri sürdürerek başvuranın bu bağı koparmış olacağını vurgulamaktadır. Mevcut durumun özel koşullarına değinen Hükümet, en yüksek askeri hiyerarşik düzende yer alan kişilerle yakın temas halinde olan ve onların gizli sağlık dosyalarına ulaşabilen başvuranın fiillerine ilişkin yetkililerin dikkatli olmaları gerektiğini ifade etmektedir. Öte yandan, Grigoriades-Yunanistan (25 Kasım 1997 tarihli karar) kararındaki başvurandan farklı olarak, başvurana cezai müeyyide uygulanmamıştır.
Başvuran, inançları, yasal, kültürel ve sosyal bazı aktivitelere katıldığı için
cezalandırıldığını ileri sürmektedir. Başvuran, PKK gibi yasadışı örgütlerin eylemlerine katılma, yardım etme ve bu örgüte sempati duyma şeklindeki kendisine isnat edilen olayların Türk Ceza Kanunu’na göre ağır bir suçu teşkil ettiğini, oysa hakkında hiçbir kovuşturma başlatılmadığını belirtmektedir. Başvuran, meslek ahlakı kurallarına uygun olarak on yıla yakın bir süre boyunca bu askeri hastanede çalıştığının ve üstlerinin güvenini sarsmaya
yönelik ve liyakate aykırı hiçbir tutumunun olmadığının altını çizmektedir. Başvurana göre, iç hukuktaki yargılama usulü sırasında kendisine iletilmeyen ve Yüksek Mahkeme’nin karar verirken dayanak aldığı idari soruşturma dosyası sadece dayanaktan yoksun suçlamalar içermektedir.
AİHM, mevcut başvuruyla ortaya konan temel hukuki sorunun, görevden alma
kararının iptal edilmesi talebinin AİHS’nin 6. maddesi uyarınca adil bir yargılanmanın sonunda reddedilip reddedilmediğinin bilinmesine dayalı olduğu kanaatindedir. Yukarıda bu hükmün ihlal edildiği tespiti ışığında AİHM, bu şikayetin ayrıca incelenmesine gerek olmadığı sonucuna varmaktadır (Bkz. mutatis mutandis, Sadak ve diğerleri-Türkiye,
29900/96, 29901/96, 29902/96 ve 29903/96 no’lu kararlar).
III. AİHS’NİN 41. MADDESİ’NİN UYGULANMASI HAKKINDA
A. Tazminat
Başvuran, 14 Nisan 1999 tarihinden bu yana işsiz, gelirden ve her türlü sosyal haktan ve güvenceden yoksun olduğunu belirterek bu yönde 30.000 Euro maddi tazminata uğradığını ileri sürmektedir. Emeklilik hakkını elde edebilmek için gerekli on yılı doldurmasına altı ay kala sigorta primi yatırılmadığından, Sosyal Sigortalar Kurumu’ndan doğan haklarını kaybettiğini ifade etmektedir. Başvuran, manevi tazminat olarak 30.000 Euro istemektedir.
Hükümet bu miktarlara karşı çıkmaktadır.
AİHM, adil tazmini desteklemenin tek dayanağının davada, AİHS’nin 6 § 1.
maddesinin öngördüğü garantilerden başvuranın yararlanamaması hususunda bulunduğunu ortaya çıkarmaktadır. Kuşkusuz, AİHM, tersi durumda davanın sonucunun ne olabileceği hakkında görüş bildiremezdi. Buna karşılık, AİHM, başvuranın manevi zarara uğramış olabileceğine ve ihlal kararının, uğranılan bu zararın telafi edilebilmesi için yeterli olmadığına
kanaat getirmektedir. AİHM, AİHS’nin 41. maddesi uyarınca hakkaniyete uygun olarak başvurana manevi tazminat olarak 6.500 Euro ödenmesine karar vermiştir.
B. Masraf ve harcamalar
Başvuran yargı giderleri için 7.600 Euro talep etmektedir.
Hükümet buna karşı çıkmaktadır. Sunulan unsurlar ışığında AİHM, tüm yargı giderleri için ilgiliye 4.000 Euro ödenmesine karar vermiştir.
C. Gecikme faizi
Gecikme faizi olarak, Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal kredi kolaylıklarına
uyguladığı faiz oranına üç puan eklenecektir.
BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK, AİHM, OYBİRLİĞİYLE,
1. AİHS’nin 6 § 1. maddesinin ihlal edildiğine;
2. AİHS’nin 10. maddesine ilişkin şikayetin incelenmesine gerek olmadığına;
3. a) AİHS’nin 44 § 2. maddesi gereğince kararın kesinleştiği tarihten itibaren üç ay içinde, ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden Y.T.L.’ye çevrilmek üzere Savunmacı
Hükümet tarafından başvurana:
i. manevi zarar için 6.500 (altı bin beş yüz) Euro ödenmesine;
ii. masraf ve harcamalar için 4.000 (dört bin) Euro ödenmesine;
iii.yukarıda belirtilen miktarların her türlü vergiden muaf tutulmasına;
b) sözkonusu sürenin bittiği tarihten itibaren ödemenin yapıldığı tarihe kadar
Hükümet tarafından, Avrupa Merkez Bankası’nın o dönem için geçerli olan faiz oranının üç puan fazlasına eşit oranda faiz uygulanmasına;
4. Adil tazmine dair diğer taleplerin reddine;
karar vermiştir.

İşbu karar Fransızca olarak hazırlanmış ve AİHM’nin iç tüzüğünün 77 §§ 2. ve 3. maddesine uygun olarak 31 Ekim 2006 tarihinde yazıyla bildirilmiştir.

Site Haritası
Site Yöneticisi



ADRES:
Korkut Reis Mah. İlkiz Sok.
Fatih Apt. No: 20/14


06430 Sıhhıye-Ankara
TÜRKİYE
GÜNÜN GÜNDEMİ

Haber

BAŞ YAZI:

15 TEMMUZ ASKERİ DARBE GİRİŞİMİNE KINAMA


TERÖR BAĞLANTILI DARBE GİRİŞİMİ BASTIRILDI.


Değerli Ziyaretçiler, 15 Temmuz 2016 günü gece saatlerinde başlayan terör (FETÖ terör örgütü) bağlantılı, demokrasiye ve özgürlüğe karşı yapılan askeri darbe girişimi, halkımızın sağduyulu hareketleri, TSK.nin genelinin bunları desteklemeyen tutum ve davranışları, polisimizin yerinde müdahalesiyle bastırıldı.....

admin/askerihukuk.net 16.7.2016

Devamı için tıklayınız.
Alıntı Yazılar



BİR BLOG TANITIMI:

BAŞARI
, KARİYER, PLAN


Av. Dr. Volkan ÇELEN

Not: Blog yazarı, insanların eğitim ve iş hayatlarında potansiyellerinin %100’ünü gerçekleştirmelerine yardımcı olma hayalini gerçekleştirmek için sizinle bu blogda buluşuyor.